dün
rodin alper bingöl'den bir mail geldi.
tez projesi olarak başlayan ama sonra hayata geçirmeye karar verdiği bir projeden bahsediyordu:
engelleri kaldır.
biz onları sokakta, restoranda, maçta, barda, konserde, sinemada hatta belki okulda bile göremiyoruz ama türkiye'de yalnızca kayıtlı olan 8.5 milyon engelli yaşıyor.
şehir efsanesi miydi neydi, kim bilir nereden duymuştum; birine yurt dışından türkiye'ye gelen bir arkadaşı soruyor: "sizin millet çok sağlıklı sanırım, etrafta hiç engelli insan yok?"
görmezden gelinmelerine ve aramızda olmamalarına tepki duyan herkesi
engelleri kaldır'a destek vermeye çağırıyorum. ve rodin alper'i tebrik ediyorum.
evet, bunu yapıyorum.
şimdi konuya girebiliriz;
artık ben de kendimi sıkarlet ve pelin eleştirmeni gibi hissetmeye başladım.
ama öyle olmak istemem, çünkü elimde başka malzemeler de var ama vakit problemi yüzünden toparlayıp bir şekle sokamıyorum.
konvensiyonel! filarmoni! ludwig wittgenstein!bahsi açılmışken, evet, bir vakit problemim var. boş olan ve bir şeyler yapabileceğim vakitlerde üzerime bir ağırlık çöküyor ve o vakti yalnızca geçmesini bekleyerek geçiriyorum.
böylelikle aslında hiç boş vaktim de olmuyor.
egzistansiyalist! iç bükey! acid jazz!viki kristina barselona'yı henüz izlemedim. aslında hiç de izlemek istemiyorum ama öyle bir ruh halindeyim ki istemesem bile bu vazifeyi yapıp, sıkarlet hakkında beklenen yorumları yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum.
böyle de sorumluluk sahibi bir bireyimdir.
foto manipülasyon! kafka! pozitivizm!birey dedim de aklıma geldi; paragrafların altındaki kelimeler yardımıyla sığ yazılarımı daha entelektüel bir bağlama taşıyabileceğimi umut ediyorum.
umarım işe yarar.
inandığım bir güç var! mardin çok büyülü! konvansiyonel!aslında hakkımdaki bilinmeyen gerçeklerle ilgili bir yazı yazmak istiyorum ama bunun haber değeri taşıması için ünlü olmam lazım.
ünlü olup, geri döneceğim.