06 Ağustos 2009 Perşembe

yeni uğraş

hello,

şu an tatildeyim ama iki dakikalık bir arada, ufak bir reklam yapmak istedim.
ay farkıyla büyük olan ablam ZeeZoo ile yeni uğraşımız budur: giymek isteyip giyemediklerimiz.

şimdilik bu kadar.

15 Nisan 2009 Çarşamba

tırilır

geçen gün maykılceksın'la ilgili bir habere rastlayınca onun hakkında çok az şey bildiğimi farkettim.


bir anda; yaşamına kıvırcık saçlı zenci bir bebek olarak başlayan bu yaşam formunun şu an ne hale geldiği fena halde ilgimi çekti.

nasıl bir süreçten geçmiş olmalı ki gözü karartıp artık beyaz, hatta bembeyaz olmaya karar vermiş? ve bunu nasıl başarmış?

yakınlarından ve doktorlarından bu konuyla ilgili açıklama bekliyorum.

ufak bir seyahatin ardından, gözlemlerim ve şikayetlerimle huzurlarınızda olacağım.

06 Şubat 2009 Cuma

eeeh yeter, 15 dakikadır buraya yazacak başlık bulamadım

sevmediğim tek hayvan yunustur.
yunuslarda bir sinsilik bir hinlik seziyorum. o gülümser gibi duran kaygan suratlarında bence çok vahşi bir ifade var.
yunuslar da onların kötü olduğunu farkeden tek kişi ben olduğum için bana diş biliyorlar. umarım karşılaşmayız.
denizde yüzerken -olur ya- bi yunusla karşılaşırsam muhtemelen oracıkta korkudan gidiveririm.

yunuslarla yüzen insanları gördükçe onları uyarasım geliyor. sanki farkında olmadıkları bir tehlike var ve onu bir tek ben biliyorum. "çıkın o sudan, çabuk uzaklaşın" demek istiyorum.
ama yunuslarla yüzen insanların suratların o kadar şebek bir gülümseme oluyor ki o an onlara ne söylesen boş.
dünya çatlasa umurlarında değil, yunusun sırtındaki kaygan çıkıntıya dokunup dokunup kendilerini kaybediyorlar.

şu aralar bir de ölümsüz denizanası Turritopsis Nutricula üzerinde düşünüyorum ve aklıma hep karl pilkington'ın şu cümlesi geliyor.
jellyfish: they're 97% water, give 'em another 3% and make 'em water.
karl, sende kendimi buluyorum. canım karl .
yeri gelmişken, kendisinin denizanaları üzerine bir şiirine yer vermek isterim.

Ode to a Nephron
I don't like jellyfish
They're not a fish, they're just a blob
They don't have eyes, fins or scales
Like a cod
They float about blind
Stinging people in the seas
And no-one eats jellyfish with chips and mushy peas
Get rid of 'em


deliler gibi little big planet oynuyorum.
bunun hakkında daha sonra yazarım.

03 Şubat 2009 Salı

duyuru

dila' ya da iamnotbuttworthy,
sana sesleniyorum:

tam "oh, ne güzel bir şey, kaydediyim de keyfini çıkara çıkara okurum" demiştim;
neden kapattın? açsana.

19 Ocak 2009 Pazartesi

"dünyaya seyirci kalmayın çocuklar, etrafınıza dikkatli bakın"

onun bize bir ders boyunca anlattıklarını, ben yıllardır etrafımdakilere anlatmayı bitiremedim.

daha iki gün evvel, yeni paraların üzerinde görüp de kim olduğunu merak eden bir arkadaşıma, mimar kemalettin'i anlatırken kendisini hatırlamış ve "keşke daha çok dersini alabilseydim" diye düşünmüştüm.

espirileriyle bizi kırıp geçiren, hızlı yürüyen, minik bir adamdı günhan danışman.
tembelliğiyle ün salmış bendenizi bile sabahın 9'unda sınıfta dikecek kadar çok sevdirirdi kendini, o kadar bal damlardı ağzından, o kadar doyulmazdı hikâyelerine.

dün, bugün son kez albert long hall'da olacağını söyleyen facebook davetiyesini gördüğüm andan bu yana neler hissettiğimi jongül kadar iyi ifade edebileceğimi sanmıyorum.

en sevdiğimizdiniz. enerjinizle biz 20'lik gençleri bile utandırırdınız.
ölmek size hiç yakışmadı hocam.

13 Ocak 2009 Salı

bilgisayarınız güncelleştirmeler için hazır

dün rodin alper bingöl'den bir mail geldi.
tez projesi olarak başlayan ama sonra hayata geçirmeye karar verdiği bir projeden bahsediyordu: engelleri kaldır.

biz onları sokakta, restoranda, maçta, barda, konserde, sinemada hatta belki okulda bile göremiyoruz ama türkiye'de yalnızca kayıtlı olan 8.5 milyon engelli yaşıyor.

şehir efsanesi miydi neydi, kim bilir nereden duymuştum; birine yurt dışından türkiye'ye gelen bir arkadaşı soruyor: "sizin millet çok sağlıklı sanırım, etrafta hiç engelli insan yok?"

görmezden gelinmelerine ve aramızda olmamalarına tepki duyan herkesi engelleri kaldır'a destek vermeye çağırıyorum. ve rodin alper'i tebrik ediyorum.
evet, bunu yapıyorum.

şimdi konuya girebiliriz;

artık ben de kendimi sıkarlet ve pelin eleştirmeni gibi hissetmeye başladım.
ama öyle olmak istemem, çünkü elimde başka malzemeler de var ama vakit problemi yüzünden toparlayıp bir şekle sokamıyorum.
konvensiyonel! filarmoni! ludwig wittgenstein!

bahsi açılmışken, evet, bir vakit problemim var. boş olan ve bir şeyler yapabileceğim vakitlerde üzerime bir ağırlık çöküyor ve o vakti yalnızca geçmesini bekleyerek geçiriyorum.
böylelikle aslında hiç boş vaktim de olmuyor.
egzistansiyalist! iç bükey! acid jazz!

viki kristina barselona'yı henüz izlemedim. aslında hiç de izlemek istemiyorum ama öyle bir ruh halindeyim ki istemesem bile bu vazifeyi yapıp, sıkarlet hakkında beklenen yorumları yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum.
böyle de sorumluluk sahibi bir bireyimdir.
foto manipülasyon! kafka! pozitivizm!

birey dedim de aklıma geldi; paragrafların altındaki kelimeler yardımıyla sığ yazılarımı daha entelektüel bir bağlama taşıyabileceğimi umut ediyorum.
umarım işe yarar.
inandığım bir güç var! mardin çok büyülü! konvansiyonel!

aslında hakkımdaki bilinmeyen gerçeklerle ilgili bir yazı yazmak istiyorum ama bunun haber değeri taşıması için ünlü olmam lazım.
ünlü olup, geri döneceğim.

19 Aralık 2008 Cuma

şimdilerde

hep yüzümüz geriye dönük geri geri yürürken-bu ilerlemek aslında-
bir gün,
aslında büyümüş olduğumuzu farkede(bile)ceğimizi hiç hesaplamamıştık.