15 Haziran 2007 Cuma

leydi olmak davetiye kazanmak için mail göndermeye bir engel değildir

geçen gün, piggy'yle msn'de ne zaman ve nerede buluşacağımızı kararlaştırıyorduk. ben:
- tamam geliyorum, bir şey lazım mı? diye sordum.
gelen cevap:
- çabuk 4 yaz, 34bilmemkaç'a gönder!
- iyi de neden?
- çabuk gönder.

neyse, yazdım yolladım.
ben beşiktaşlıyım, piggy de felerbağçelidir. herhalde kıllık yapıyor, şimdi bunu yazıp yolladım telefonuma 300 kontör karşılığı fener marşı falan gelecek diye düşünürken,
"maalesef bugünkü biletlerimiz bitti sevgili gençtürkselli" gibi bir şey geldi. meğer gotik bir kızın şarkı söylediği aptal bir teenage grubu konserine bilet kazanmış sms yollayarak, beni de düşünmüş.
boşuna günahını almışım. ama sorun değil, bunu ona sık sık yaparım.


dün öğleden sonra -yani üstteki olayın ertesi günü- piggy, culya ve ben culya'nın evinde henüz uyanmış tembel tembel yayılıyorduk ve kumanda piggy'de olduğu için envai çeşit müzik kanalındaki çeşitli kliplere maruz kalıyorduk.
bir ara dreamtv açıktı ve ekranda beliren kız:
"şimdi adınızı soyadınızı şu adrese mail atan ilk 10 kişiye efes pilsen one love festival'in ikinci gününe bilet vereceğiz." dedi.
culya da:
"e hadi bi atalım bakalım ne oluyormuş" diyerek mail attı.
klip sonrasındaki anonsta açıklanan kazananların ilki culya'ydı ve o andan itibaren biz dreamtv izleyicileri olduk.

bir sonraki programda festivalin 3. gününe bilet veriyorlardı ve biz evdeki tüm bilgisayarları saldırıya hazır konuma getirdik: yeni mail oluşturduk, adımızı soyadımızı telefonumuzu yazdık, konu ve adresi yazdık. ellerimiz mouse'da vj'in işaretini bekliyorduk.
beklenen an geldi, yolladık.
ama kazananlar listesinde bir tek benim adımı okudular. heh heh hee.

şövalyemin haftasonu itibariyle vatan sınırlarından bir süre için ayrılması nedeniyle, düşes arkadaşım zeezoo'yu aradım ve kazandığım biletlerle pazar günü beastie boys konserine gitmeye karar verdik.
henüz bunu ona söylemedim ama biz bir düşes ve bir leydi olarak, parkorman'a at arabalarımız ile gitsek daha şık olur diye düşünüyorum.

şimdi içeride yine dreamtv açık, belki radarlive'a da bilet verirler ben de mail atar kazanırım diye ufak hesaplar peşindeyim.

11 Haziran 2007 Pazartesi

tansiyon 7'ye 5

açıldığından beri hastası olduğumuz çin büfe'nin bu sefer gerçekten hastası olduk. şu aralar biraz uzak durmakta fayda var.
biz zehirlendik, siz yoğurdu üfleyerek yiyin.

06 Haziran 2007 Çarşamba

ne yani, korsan kitabın arasına orijinal ayraç mı koyacaktık?

ben korsana karşı değilim. önemli olan o kitabı benim okumam, o şarkıyı benim dinlememdir. sahibinin para kazanıp kazanmaması beni hiç ilgilendirmez.
böyle de sığ biriyimdir.
yine de kitaplığımdaki korsanların orijinallere oranı gülünecek kadar azdır. bunun sebebi de sokaktaki kitapçıların genellikle benim okumak istediğim kitapları kopyalamamasından kaynaklanır.

kitapçıya her girişimde aldığım kitaplar asla yetmez. kasadayken gözüm hala raflardadır. ve aldığımdan daha fazlası, "bir sonraki sefer" almak üzere ertelenir. "bir sonraki sefer" geldiğinde de aynı şeyler yaşanır.
benim asla yeterince kitabım olmaz bu yüzden. almak istediklerim hiç azalmaz, bilakis alındıkça daha da artar.

neyse, ne diyordum. korsan.
uzun zamandır sokakta kitap satan kimselerin olmadığını kabalcı'ya, alkım'a, megavizyon'a, iletişim yayınları satış yerine falan güzel paralar bayıldıktan sonra farkettim.

geçenlerde gayrettepe metroya doğru yürürken kitap satan bir amca gördüm.
amca yaşar kemal falan kopyalamış. ince memed serisi var, sait faik var, orhan kemal var.
6 tane kitap kaptım. tam gidiyordum.
"abla, dur bi de ayraç vereyim" dedi.
durdum, aldım. vapurda yky'nin sabahattin ali'li ayracını evirip çevirirken farkettim ki adam yalnızca korsan kitap basmıyor, korsan ayraç da yapıyor.

korsan ayraç:
bunu ancak biz yapabilirdik.

04 Haziran 2007 Pazartesi

kolektif manyaklık

taksimde bir adam var. fransız kültür ve aksanat'ın arasında bir yerde dikiliyor ve bir şeyler dağıtıyor.
geçen gün önünden geçiyorduk, uzattı. "hayır" yaptım kaşlarımla.
"al şunu hayatım, gıcıklık yapma işte" diyerek kızdı.
istifimi bozmadan yürüdüm ama şaşırdım aslında.

bugün yine geçiyorduk. bu sefer yanımdaki arkadaşıma:
"al canım" diye uzattı o kağıdı. neyse o artık.

filiz eve dönerken,
"al şunu, canımı sıkma" demiş.

geri dönerken birilerine "o kadar hızlı yürüme, motoru bozacaksın" dediğini duyduk.

istiklal caddesindeki manyak flyer dağıtıcısı macerasından sonra, karşı kıtaya geçmiş, evime doğru yürüyordum. iki genç adam, ben geçerken durdu. içlerinden bir tanesi:
"bu güzel bayan için saygı duruşu!" dedi,
ben geçene kadar mum gibi durdular.

insanoğlu diyorum, iyi bir sopayı hakediyor. allahın sopası olmadığına göre, bu içimizden birilerine düşüyor.

ütü fırlatmak fikri kafamı kurcalamıyor değil.