25 Temmuz 2007 Çarşamba

siyah beyaz ölüm yaşam

optik başkan huzur içinde uyu.
tüm beşiktaşlıların da başı sağolsun.

20 Temmuz 2007 Cuma

vay anasını, 3 milyon kişinin lideri

daha önce de "pkk terör örgütü değildir" gibi incileri olan, hakkari belediye başkanı metin tekçe buyuruyor ki:
"Sayın Öcalan, 3 milyon kişinin iradesidir, lideridir. Öcalan'ı idam etmek, Türkiye'deki 3 milyon insanı idam etmek anlamına geliyor"

söyleyecek söz bulamıyorum.

19 Temmuz 2007 Perşembe

habibi

her sene bu mevsimde neden istanbul'da bir sürü arap oluyor?

12 Temmuz 2007 Perşembe

karşıya geçmek için düğmeye basınız

trafik ışıklarında saniyeler vardı bir ara.
harika bir buluştu.
insanın ışıklarda ne kadar bekleyeceğini bilmesi iyi ve yararlı bir şey.
öbür türlü geriliyorum ben, afakanlar basıyor.
hatta geriye doğru giden saniyeleri izlemek keyifli bile sayılabilirdi.
(alice, -ki kendisi bir kedi'dir- çamaşır makinesinin dönmesini seyreder. bir kedi çamaşır makinesinde ne bulur, merak ediyorum.) (neyse.)

ne diyordum.
şimdi bu saniyeleri kaldırmışlar bir çok yerde ve yerine: ŞİMDİ KARŞIYA GEÇEBİLİRSİNİZ! ŞİMDİ KARŞIYA GEÇEBİLİRSİNİZ! ŞİMDİ KARŞIYA GEÇEBİLİRSİNİZ! diye bağıran bir ses kaydı koymuşlar.
hiç hoşlanmadım.
hiiiiiiç hoşuma gitmedi. sinir oluyorum.
hatta trafik lambasının gövdesine de bir düğme koymuşlar "karşıya geçmek için basınız" yazıyor. basmasak geçemeyecek miyiz, basınca daha mı çabuk geçiyoruz, acaba karşıdaki ışığın düğmesiyle buna aynı anda basarsak, birden yeşil yanar mı gibi şeyler düşündürtüyor bana.
sevmiyorum.

bugün yine karşıdan karşıya geçmek için yeşil'in yanmasını bekliyordum ve bu saniyeli ışıkları tekrar geri getirmeyi bir seçim vaadi olarak önüme koysalar tercihimi ne kadar etkiler gibi saçma şeyler düşünüyordum.
gayrettepe migros'tan çıkmıştım ve elimde 45 gün sivrisineksiz gece vaadeden raid elektro likit vardı. arkamdan bir kız sesi:
- afedersin?
döndüm.
- buralarda internet kahve var mı?

çok kısa bir süre için sıfırlandım. sonra:
- üzgünüm, hiç bilmiyorum. dedim.

kız dalga mı geçiyordu ya da internet kahvesi yeni mi çıktı gibi şeyler düşünerek eve yürüdüm.

09 Temmuz 2007 Pazartesi

otorobotlar! değişin!


ben pek kız çocuk gibi büyümedim.

çocukluğum, ya çete kurarak, ya birilerini döverek, ya elimde sopam yanımda kurt köpeğimle serseri serseri gezerek, ya da bisikletle takla atıp kaşıma gözüme dizime koluma dikiş attırarak geçti. (birçok sanatsal çalışmam da oldu ama şimdi onların yeri değil)
arta kalan zamanlarda da ağaç tepelerindeydim zaten.
futbol takımımız vardı, piggy kaleciydi. misket oyununda harikaydık. ve şu futbolcu kartlarıyla oynanan oyunda herkesi keyerdim. (keymek: elinde ne var ne yoksa almak.)

ve tabii ki en sevdiğim çizgi film(lerden biri) transformers'dı.

onları ne kadar özlediğimi, dün akşam filmi seyredene kadar hiç farketmemiştim.
heyecandan sık sık koltukta zıpladım, şövalyemin kollarını sıktım, dudaklarımı kemirdim, gözlerim doldu.
ah optimus prime, seni ne kadar özlemişim...

o zamanlar "tıransformırs modenmitdiyaaa" diye anladığımız ve öyle söylediğimiz şarkı beni hala heyecanlandırıyor.

ah optimus, niyetim ciddi...

onlar aramızda, biliyorsunuz.


optimus benim için hiçbir zaman ölmedi.



03 Temmuz 2007 Salı

kaçın, bu kız gerilmiş

ilk 7 postu acayip bir hızla ve gazla yazdıktan sonra elimi bile kaldırmaya üşenip hiçbir şey yazmamak beni hiç şaşırtmadı.

beastie boys'u da radarlive'ı da bitirdik. ve ben yine bir şeylerden nefret ettim:
  • şeffaf sutyen askısı: hayatta bunun kadar gerizekalıca çok az şey olabileceğini düşünüyorum. belki ahşap yangın merdiveni falan olabilir.
    orada askı olduğunu görüyoruz, kimi kandırıyorsun?
    üstelik çok çirkin duruyor, uzaktan bile parıl parıl parlıyor, askı lastik olduğundan derinin altını terletiyor, iğrençsin.
    iki tane şeffaf askı takıp, askısız ya da boyundan bağlanan kıyafetler giyen kadınlar hakkında ise bir şey söylemeyeceğim. onları evrime havale ediyorum.

  • sevgilisini omzuna alan gerizekalılar: konserlerde sıklıkla rastladığımız izleyici tipidir. sevgilisini omzuna alarak ona daha iyi bir vizyon sağlamaya çalışır. ama bu akıl fakiri, bu bencil yaratık, sevgilisinin daha iyi görmesini sağlarken arkasındaki yüzlerce insanın sahneyi görebilme hakkını yediğini umursamaz.
    ancak, kadınlarımız genellikle etli olduğundan sevgilisini tüm konser boyunda sırtında tutabilen babayiğit pek görülmez. et-kız, bir kaç dakika hevesini aldıktan sonra, gerizekalı sevgilisi tarafından omuzdan aşağı indirilir. siz de katil olmaktan ya da kasti adam yaralamaktan kıl payı kurtulursunuz.

  • gelip önünüzde duran kabarık/kıvırcık kafalar: bunlardan daha önce de bahsetmiştim. lanetim devam ediyor ve nereye kaçsam, önüme kocaman saçlı biri geliyor.
    eğer bir gün ben dikdatör olursam, konser ve benzeri organizasyonların kapısında elinde traş makinesi olan birilerini dikeceğim. ya saçları kazıtıp içeri girebilecekler ya da kendileri gibi olanlarla karantinada, ayrı bir bölümde durabilecekler.

  • kolektif ter kokusu: yaz münasebetiyle, kapalı tüm mekanlar yine ter kokusuyla doldu. geçende karşıya geçmek için vapur bekleme salonundayken az daha burun ölümüm gerçekleşiyordu.
    kokmamak bu kadar zor olmamalı.

şimdilik daha fazla aklıma gelmiyor.


dün akşamki
marilyn manson konserinde soldaki kameranın biraz önünde duran ve yalnız kollarını değil, 10 parmağını da havaya kaldırarak cep telefonuyla video çeken kişi:
konserin yarısını senin birbirlerinden 5'er santimetre ayrı duran parmaklarını izleyerek geçirdim.
davulcu yerine sağ orta parmağını,
basçı yerine sağ işaret parmağını,
gitarist yerine sol orta parmağını,
marilyn manson yerine de kafanda kırmak istediğim telefonu izledim.
ama bu iş burada bitmedi, ellerinin robot resmini çizdirip, seni bulacağım.

son olarak, google.ca adresinden sothyz diye aratan kanadalı arkadaşımız; üşenmiyor musun her seferinde google'dan aratmaya? yanına bi' de blogspot.com ekleyeceksin, bitecek.
ben yoruluyorum her gördüğümde.