bilirsiniz yaz gelir uykuya yatarım, kış gelir uykuya yatarım. bu sayfa aylarca böyle kalır da umrumda olmaz. bir ara biri dürterse yalancıktan bir şeyler yazar ya da onu da yapamaz kopi peystten medet umarım.
bir şey değişmiş değil.
goddess artemis beni mimlemiş. mimlemek ne demek, mimlenince yapılması gerekenler nedir bilmiyorum ama ilgili postu okuduktan sonra bunun da "sobevari" bir şey olduğuna kanaat getirdim.
bu mim, fotoğrafla ilgili bir şeymiş. ben tabii ki, sanata ve sanatçıya duyarsız biri olarak favori fotoğraf/ favori fotoğrafçı gibi kavramlardan çok uzağım.
"hay allah, şimdi goddess'a ayıp da olacak" diye düşünürken, imdadıma jongül yetişti.
facebook adlı güzide sitedeki bir fotoğrafımızın altında filizz'in ve benim yaptığımız yorumları, o da neşemize ortak olsun diye kopi peystlediğim jongül, bana bilmeden cankurtarıcı bir teklifte bulundu:
3:53 AM jonquille: filizzle şahane fotonuzu koyup altına da logları kopyalasana.
biraz eski sotiz sayfasına dönsün blogun :)
sizi ne kadar eğlendirir bilemiyorum ama hatır için bu maymunluğu da yapıyorum.

filizz: ahahahahha! çimlerden kalkıp çadıra gitmeye nasıl da üşenmiştik ama çıkarken hem bir etkinliğe katılmış olmanın haklı gururu hem de soydaşlarımızla tanışmanın mutluluğuyla kabarmamış mıydık sevgili arkadaşım zep? yanlış mıyım?
ne günlerdi be... :)
sotiz: sevgili arkadaşım filiz,
okul hayatımda katıldığım sanırım ilk ve tek -ve galiba son- etkinliği bu neş'e dolu pozla ölümsüzleştirerek ne de iyi etmişiz.
soydaşlarımızla tanıştığımız için adeta sevinçten havalara uçmuştuk elbette ama moda konusunda ufak bir revizyona ihtiyaçları olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim azizim.
yanlış mıyım? yanlışsam yanlışsın de.
sotiz: ayrıca fotoğrafta iki eksiklik var: fosforlu kırmızı saçların ve fosforlu pembe eteğim.
ama masamız donatılmış, adeta bir panayır, adeta bir cümbüş.
yanlış mıyım?
yanlışsam da haklısın de.
filizz: çok haklısın muhterem...
filhakika, soydaşlarımızla hemhâl olduğumuz bu güzel günde masamızın üzerinde duran ferre gözlük ne derece nobl bir familyadan geldiğimizin nişanesi olarak nazar-ı dikkati celbetmiyor değil.
yanlış mıyım?
yanlışsam ara, numaramı biliyorsun.
sotiz: baştan ayağa ferre'yim.
kostümlerimiz de adeta bir galliano defilesinden çıkma gibi.
yanlış mıyım? yanlışsam, tanpınar okuduğumdandır, hoş gör. (seeen, affet gitsin aldırmaaaa.)
filizz: kesinlikle haklısın. bu fotoğraf bir anlamda bizce de flaneur diye bir şey olmadığının(*) kanıtıdır. zira moda insanın kendine yakışanı giymesidir.
hem yusuf atılgan ne yapar?
kendine yakışanı giyer.
sotiz: aaaah, filizos.
peki ya gogol, peki ya gogol ne yapar?
filizz: gogol da kendine yakışanı giyer. hele bir "palto"su vardır ki ona çok yakışır.
hahahah!
(*) flaneur (böyle yazıldığından emin değilim, filizz'in yazdığını, ona güvenerek aynen kopyalıyorum.) diye bir şeyin olmaması aramızdaki espirilerden biridir:
bir gün derste yusuf atılgan'ın aylak adamını işlerken, saatler boyunca flanör kavramından bahsettiler.
yok 18. yüzyıl (belki de 19.?) paris'inde şehrin içinde pasajların artması, araçların çoğalmasıyla modern insanın kendini bu pasajlara atması falan filan...
yani bizim aylak adam ç. ile hiç ilgisi olmayan entelektüel bir takım meseleler.
sığ fikirli arkadaşınız bendeniz de 1-2 cümlede anlatılabilecek basit bir fikrin altını doldurmak için bolca "döngüsel, freudyen, çift kutuplaştırma, izlek, eklektik, egzistantiyalist bağlam, koşut" gibi kavramlar kullanan, bu kültür sanat için birbirinin kolunu bacağını ısırabilecek bitli insan grubunun muhabbetinden çok sıkılmışım ki;
flanör konusu kapanıp, -entelektüel camiamızın bir başka vazgeçilmez konusu- doğu batı çatışması açıldığında, sınıftakilerden biri:
- "hocam, bence doğu batı çatışması diye bir şey yok" dedikten sonra,
can havliyle atılıp:
- "bence de flanör diye bir şey yok!"
diye haykırmamın hikâyesidir.
not: tahmin edebileceğiniz gibi bu flanör bir süre için bütün geyik ihtiyaçlarımıza merhem olmuştur.

filizz: ahahahahha! çimlerden kalkıp çadıra gitmeye nasıl da üşenmiştik ama çıkarken hem bir etkinliğe katılmış olmanın haklı gururu hem de soydaşlarımızla tanışmanın mutluluğuyla kabarmamış mıydık sevgili arkadaşım zep? yanlış mıyım?
ne günlerdi be... :)
sotiz: sevgili arkadaşım filiz,
okul hayatımda katıldığım sanırım ilk ve tek -ve galiba son- etkinliği bu neş'e dolu pozla ölümsüzleştirerek ne de iyi etmişiz.
soydaşlarımızla tanıştığımız için adeta sevinçten havalara uçmuştuk elbette ama moda konusunda ufak bir revizyona ihtiyaçları olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim azizim.
yanlış mıyım? yanlışsam yanlışsın de.
sotiz: ayrıca fotoğrafta iki eksiklik var: fosforlu kırmızı saçların ve fosforlu pembe eteğim.
ama masamız donatılmış, adeta bir panayır, adeta bir cümbüş.
yanlış mıyım?
yanlışsam da haklısın de.
filizz: çok haklısın muhterem...
filhakika, soydaşlarımızla hemhâl olduğumuz bu güzel günde masamızın üzerinde duran ferre gözlük ne derece nobl bir familyadan geldiğimizin nişanesi olarak nazar-ı dikkati celbetmiyor değil.
yanlış mıyım?
yanlışsam ara, numaramı biliyorsun.
sotiz: baştan ayağa ferre'yim.
kostümlerimiz de adeta bir galliano defilesinden çıkma gibi.
yanlış mıyım? yanlışsam, tanpınar okuduğumdandır, hoş gör. (seeen, affet gitsin aldırmaaaa.)
filizz: kesinlikle haklısın. bu fotoğraf bir anlamda bizce de flaneur diye bir şey olmadığının(*) kanıtıdır. zira moda insanın kendine yakışanı giymesidir.
hem yusuf atılgan ne yapar?
kendine yakışanı giyer.
sotiz: aaaah, filizos.
peki ya gogol, peki ya gogol ne yapar?
filizz: gogol da kendine yakışanı giyer. hele bir "palto"su vardır ki ona çok yakışır.
hahahah!
(*) flaneur (böyle yazıldığından emin değilim, filizz'in yazdığını, ona güvenerek aynen kopyalıyorum.) diye bir şeyin olmaması aramızdaki espirilerden biridir:
bir gün derste yusuf atılgan'ın aylak adamını işlerken, saatler boyunca flanör kavramından bahsettiler.
yok 18. yüzyıl (belki de 19.?) paris'inde şehrin içinde pasajların artması, araçların çoğalmasıyla modern insanın kendini bu pasajlara atması falan filan...
yani bizim aylak adam ç. ile hiç ilgisi olmayan entelektüel bir takım meseleler.
sığ fikirli arkadaşınız bendeniz de 1-2 cümlede anlatılabilecek basit bir fikrin altını doldurmak için bolca "döngüsel, freudyen, çift kutuplaştırma, izlek, eklektik, egzistantiyalist bağlam, koşut" gibi kavramlar kullanan, bu kültür sanat için birbirinin kolunu bacağını ısırabilecek bitli insan grubunun muhabbetinden çok sıkılmışım ki;
flanör konusu kapanıp, -entelektüel camiamızın bir başka vazgeçilmez konusu- doğu batı çatışması açıldığında, sınıftakilerden biri:
- "hocam, bence doğu batı çatışması diye bir şey yok" dedikten sonra,
can havliyle atılıp:
- "bence de flanör diye bir şey yok!"
diye haykırmamın hikâyesidir.
not: tahmin edebileceğiniz gibi bu flanör bir süre için bütün geyik ihtiyaçlarımıza merhem olmuştur.
