kendime de, festivale de, salona da, şehire de sövüyorum.
yılların lanetidir. sinemada, konserde, tiyatroda, her yerde mutlaka önümde bir koca kafalı oturur, ben de bütün performans boyunca kudururum. arkamdakini engellememek için kendim de fazla kıpırdanmam, öyle kendi kendimi yer dururum.
rexx'deki balıklı bulgur'da, iki sıra önümdeki dev kadın; o cüssenle orta sıranın ortalarında yer almaya utanmadın mı? sana o bileti kesenin hiç mi aklı yoktu? hadi bir yanlışlık oldu diyelim, ne diye 157 dakikalık film boyunca koltuğunda raptiye varmış gibi kıpırdanıp duruyorsun?
bir sıra önümdeki bir çift kadın; film sırasında fısır fısır bir şeyler konuşacaksınız diye kafalarınızı bitiştirip durdunuz, zaten yarısını gördüğüm ekranın geri kalanını da kapladınız. bu kadar muhabbet ederek film izlemek istiyorsanız evinizin salonunda yayılarak film izleyebilirsiniz. sinemaya gelmeyin. hatta dışarı çıkmayın.
emek'teki the savages'taki o bon jovi saçlı adam için ne söyleyeceğimi ise gerçekten bilemiyorum. gelip
önümüze oturduklarında gözlerime yaşlar doldu. bağıra bağıra ağlamak istedim. tam sinirden adamın saçlarını çakmağımla tutuşturacakken, sevgilim yer değiştirmeyi teklif etti.değiştirdik.
bu sefer adamın yanına, yani önüme semra özal saçlı bir kadın yerleşiverdi. hani şu kahkülü, alından 15 santim havada olan enine boyuna kabarık saç modeli.
altyazıdan geçtim, sağdaki karakter solda kiminle konuşuyor göremiyorum.
belgeledik. sinema ışığında ve cep telefonuyla olduğu kadar.
bir de "biz öylesine oturmuştuk ki" tipleri var. ya görüyorsun, dışarısı ıngıl ıkış dolu. belli ki bütün koltuklar dolacak. elindeki bilette yazan numaraya otursana, mal.
bir de sıranın ortasına "öylesine" otururken ayağımıza basıyorsun, sahibi gelince çıkarken ayağımıza basıyorsun. beni insanlıktan çıkarıyorsun.
emek'in önünde yine bir kıyamet kalabalığı, film başlamak üzere içeri girmeye çalışıyorum. ama arkadaşlarını tam da giriş kapısı önünde bekleyen bir güruh yüzünden içeri girmek için bildiğim akrobasi numaralarını uygulamam gerekiyor. tam basamağa adımımı atmak üzereyken, böbreğimin biraz üstüne acayip bir acı saplanıyor. arkamdaki adam, ilerlemek için elindeki cep telefonunun anteniyle beni ittiriyor.
- beyfendi napıyorsunuz?! diyecek oluyorum.
- pardon, ben hemen bir bye diyip çıkıcam. diyor.
benim nutkum tutuluyor.
biraz önümdeki pipolu, bıyıklı, sakallı adama:
- hocam, ben gidiyorum, bye. diyip uzaklaşıyor.
böbreğim ve omurgam bir anda rahatlıyor. ama içimdeki o küçük hitler kış uykusundan uyanıyor.
lütfen, sinema tiyatro gibi yerlerde peynirli tombi ya da sucuklu tost gibi iğrenç kokulu şeyler yemeyin.
koltuğunuza doğru yürürken ön sıradaki insanların kafasına çarpmaması için çantanıza dikkat edin.
giriş yazan yerden girin, çıkış yazan yerden çıkın.
ve en önemlisi, sağdan yürüyün. SAĞ!
insanların yürümeyi, oturmayı, konuşmayı bildiği, köpekleri sanat galerilerinde aç bırakmanın sanat olarak kabul edilmediği ve erkeklerin kadınları taciz etmeyi hak olarak görmediği bir dünya dilemek isterdim ama onun yerine
bir meteor falan çarpsa da kainat insanlardan temizlense diyorum.
kardeşlik, barış falan bizim neyimize.
rahat uyu pippa.

14 yorum:
itiraf ediyorum ki yazıyı bitirmeden yorumu yazıyorum çünkü belgeni görünce bundan yaklaşık 1 sene önce belgelediğim kendi belgemi (bkz: belgelenen belge) göstermek için deli gibi sabırsızlandım:
bu arkadaşın olaya bakış açısı:
bakış açısı 1
ve bu da benim yaklaşımım:
bakış açısı 2
birbirleriyle öpüşmeden edemeyen bu çift bana 300 spartalı yerine hepi topu 15 tane spartalı izlettirmişti.
Benim de bu yılki festival izleyicisinden şikayetim var: Ai No Yokan'ı İzlerken Düşündüklerim
Toprağı bol olsun, Pippa Bacca için yazılmış en güzel yazılardan biri ise: Gelinlikli Kız
2012'yi bekleyecek sabrım kalmadı, Marduk mu gelecek, meteor mu düşecek ne olacaksa olsun. Bu "yaratık"larla bir arada yaşamaktan bıktım, usandım!
sinemaya gitmek bir ritüeldir, zart zurt, derler ya hani.. gerçekten de öyle.. mesela salona her girişte "n'oolur önüme koca kafalı, arkama tepinen, yanıma fısırdaşan ya da hışırdayan, diğer yanıma da biraya sokulmuş terli ayak gibi kokan biri o-tur-ma-sın!" demek şart.. yoksa gerçekten çarpılıyor insan.. işte bu yüzden:
torrent, nimettir.
İçinizdeki Führer bir cani değil, hakkını arayan biri. Kavga etmeli böyleleriyle. Saç saça. Nasılsa onlarda yolunacak çok saç var.
Birisi, Torrent'in ömrümüzden çaldığı zamanı azaltmanın, işlemi hızlandırmanın yolları konusunda bizi bilgilendirse keşke.
ya bende de çocukluğumdan beri aynı uğursuzluk var. hiç unutmam gittiğim ilk film olan taş devrini bile altımdaki montları dengelemeye çalışarak izlemiştim. çok zavallı bi durum.
hahahay! tam bu yazıya göre bir gece geçirdim: sinemada kabus! ama bu sefer sorun ne kafalar ne hışırtılar ne de salonun kötü düzeniydi.. önüm arkam sağım solum, her şey harikaydı.. çok keyiflendim.. oturduğum yerde salak salak sırıttım kendi kendime..
sonra, film başladı.. başlamasaydı da ben öyle salak salak salonun doluşunu izleseydim 2 saat boyunca, falan filan.. biri olsa diğeri olmuyor; nasıl bir lanettir ki bu?
yayalar için sağdan yürüyün diye bir kural bilmiyordum. var mı gerçekten? eğer varsa neden mesela istiklal'de uygulanmıyor?
oky, belgelerini gördüğümde kahvem neredeyse kulaklarımdan çıkacaktı. peki ne yaptınız, ben olsam kesin bir şey yapardım, tükürürdüm, kola dökerdim, mısır atardım ne bileyim?
evet artemis, bir insanın yaşlılıktan çişini kakasını tutamamasına da gülüyor insanlar, ben de anlayamıyorum. sosyal hayatımda attığım her adım, sinir/tansiyon olarak dönüyor bana şu sıralar.
birisi, bu duanızı bir papirüse yazdım. her bilet alışı öncesi yönümü perde'ye çevirip okuyacağım.
kristensenn, birisi bence bizi torret konusunda bilgilendirmeden önce kendisine güzel bir rumuz bulsun. ben her birisi gördüğümde acaba bu hangi birisi, bizim birisi mi diye düşünmekten yoruldum.
dide, minik biri olsam ben de altıma mont koyup çözüme ulaşıcam ama arkamda oturanlara yazık :)
isimsiz, galiba akraba olduğunuz "birisi"nin söylediği duayı oku sen de, ben deneyeceğim.
ve sevgili enivan, yakın zamanda tırlattığımda, istiklal caddesinde elimde bir elektrikli testere ya da samurai kılıcıyla sağdan değil de sol taraftan yürüyenleri kesmeye başladığımda bu kuraldan artık herkesin haber olacak.
bu sene bir de filmin sonuna doğru ayağa kalkıp muhabbet etmeye başlayanlarla karşılaştım ki verilen tepkiden sonra yerlerinden zıplayarak ortamdan uzaklaştılar. ama hangi birine tepki göstereceksin ki? bir değil iki değil...
havaalanlarından kabin içi bagajların uygunluğunu kontrol etmek için metal kafesimsi bir alet var ya, aynı mantıkla sinema girişlerine kafa boyu ölçücü getirilmesini öneriyorum.
cheers isimli gençlik dizisinden bir alıntı yapayım. meşin yuvarlağı göğüste yumuşatarak, sol doksana nasıl vole atabilirsiniz konusunda yardımı dokunur.
- hows life treating you Norm?
- like it caught me sleepin its wife.
gittiğim bütün filmlerin sonunda alkışlar yağarken(sanata ve sanatçıya saygı falanfıstık), yönetmeninin salonda oldugu filmde(aşk için cihat) alkış gelmedi.
bir garipliği de tout va bien'in gösteriminde yaşadık.
film inanılmaz yüksek bir sesle yayınlanıyordu, tam kulaklarımı kapatıp izlemeye başlamıştım ki arka sıradaki bir adam alkışlamaya başladı, sonra da 'kısın be şunun sesini' diye bağırdı. sonra bir grup seyirci de alkışlara eşlik etti, adam gaza gelip bir de ıslık çalmaya başladı.
filmin sonunda yine o adam daha film bitmeden alkışlamaya ve bravo demeye başladı (tebrik bravosu, sitem bravosu değil), sonra yine kalabalık ona eşlik etti.
belki en ön sıradaki gözlüklüyü godard sanmışlardır, kimbilir.
bu sene festivali kaçırdım diye dudak büktüm kaç kere. yazını okumamla içime su serpildi sanki. hani tatmin etmez ama, "en azından" dedim. :)
bi sorum var: neden patlamış mısır? neden dünyanın en gürültülü abur cuburu sinema salonlarında satılıyo? hışırdayan paket, höşürdeyen ve birbirine mısır yediren çiftler.. o da olmadı cips. manyak manyak haller. benim yanıma da her bi mısırı illa ki 32 dişiyle birden temas ettirerek, şapur şupur yiyenler düşer. sanki kıtlıktan çıkmış, hayatın anlamını mısırda bulmuş.
bir sinema işletmecisi nasıl olur da patlamış mısır ve cips satmayı kabul eder? hepsi sadist.
Yorum Gönder