kendisi birkaç yıl önce sanal dünyayı keşfetti ve şimdi aktif bir internet kullanıcısı. buna yavaş yavaş alıştım ama pek kolay olmadı.
mesela msn'de onu ilk online gördüğümde tıkladım, pencere açıldı, bir şeyler yazdım. ama cevap gelmedi. bekledim bekledim. biraz sonra "typing" yazısını gördüm. şu cümleyi yazması ise yaklaşık 7 dakika kadar sürmüştü:
"nereye yazılacağını bir türlü bulamadım"
daha bu cümlenin ciğerlerimde, diyaframımda, karın kaslarımda yaptığı ani etki geçmemişken, ikinci cümlesi ardından attığım kahkahanın etkisiyle kafamı monitöre çarpmıştım:
"bu fareye bir türlü mukayet olamıyorum"
nereye yazacağını bulamayan, fare'ye mukayet olamayan annemin yazı karakteri ise kişiselleştirilmiş, kırmızı italik tahoma yapılmıştı. bunu kendi başına nasıl becerdiğinin esrarı hâlâ çözülemedi.
yuro'ya avro diyen biri olarak, interneti tabirlerini de türkçe kullanıyor (ve beni de "sen ne biçim edebiyatçısın, doğru türkçe konuş" gibi laflarıyla tenkid ediyor.) örneğin:
msn = mesene
online = çevrimiçi
inbox = gelen kutusu
contacts = kişilerim
mail yollamak = ileti atmak gibi...
"- anne bu saçma powerpoint'leri neden buluyorsun?"
"- kişilerimden ileti geliyor. gelen kutumda daha birçok böyle iletim var." gibi...
powerpoint demişken, kanayan bir yaraya daha parmak basmak isterim: ANNEDEN GELEN FORWARD MAIL. bu tip forward maille başetmek çok zor.
çünkü can dündar'ın mükemmel yazısı, anne kalbi, sevimli bebekler, aşkın gücü, boncuk yapan izmir köyü gibi powerpointleri okumadığınızda sitem ediliyor.
arkada lanet bir müzik, döne döne gelen ışıklı cümleler, suyun üzerinde yansıması titreyen gül motifleriyle döşenmiş bu powerpointleri kim hazırlıyor çok merak ediyorum. bulursam hepinizin öcünü alacağım.
dozunda bırakıp; yavru kutup ayıları, foklar gibi sevimli hayvan resimlerine hiç girmek istemiyor ve ilgili bir msn snapshot'ıyla programı bugünlük burada bitiriyorum.

10 yorum:
anneler gülünde anneye smill gönderilebilir o zaman.
keşke benim annem de benden smiller istebileydi de deli gönlüm, gönderebileydim ona.
malesef benimki en son televizyon ve onun kumandasının sabahların sultanı kısmında kaldı.
bu arada selamlar.
'erha' değil erhaNBey...pardon... bir enter kazası olarak şey oldu...
2003 senesinde annemi msn genci yaptık. abim dosya göndermiş, annem alamamış, bana sordu ne yapacağım diye. gel beraber deneyelim dedim, bir fotoğraf gönderdim. şimdi ne yapacağım dedi, accept diyeceksin dedim. beş dakika sonra konuşma penceremizin anne bölümünde büyük harflerle "ACCEPT" ve hemen altındaki satırda "e hani olmadı işte?" yazıyordu.
şimdi 68 yaşındaki dayımı facebook'lu yapmaya çalışan annem de aynı kişi, bunda şaşırılacak bir şey yok.
smil smil smilley
insanlara maille forward edilecek bir yazı olmuş bu :)
bunun nasıl bir kabus olduğunu anlamak için george costanza'nın dünyaların çarpışması teorisini hatırlamak gerek. nişanlısı, elaine'le arkadaşlık etmeye, grup sinemaya giderken eşlik etmeye filan başlar. sonrasını kendisinden dinleyelim.
londra'ya geldiğimden beri, daha doğrusu annem dönmeye niyetimin olmadığını anladığından beri msn kullanıyor. webcamli falan. ne zaman bi smill göndersem "ya ben de istiyorum, nasıl yapcam.." diye başlıyor, nefesim sıkışıyor sanki. yavaş yavaş öğrenmesi gerek. uzun bir yol, malum. bugün gönderdiğim resimleri nasıl yeniden bulcağını öğrettim, ömrümden 3 ay verdim. feda olsun, canım annem.
Yaa aslında burda dikkatinizi çekmek istediğim birkaç küçük nokta daha var. Birincisi anne nick'leri. Benimkinin adı serap mesela. Sothyz'in annesinin nick'i de Nurdan. Sevgili Annemi
vesikalık resmini msn profili olarak kullanmasından vazgeçirebilsem de bu konuda tüm ısrarlarıma rağmen kendi ismini kullanmakta kararlı. Bir diğer anektot da sevgili Nurdan Teyze'den. Bir sevimli diyalog diyelim:
Nurdan: Yavrum nasılsın? Seni bir konuda uyarmak istedim.
ZeeZoo: Ne oldu Nurdan Teyzeciğim?
Nurdan: Internette bir mikrop dolaşıyor çok dikkatli ol, bilgisayarını HAKLAMASIN!
ŞU ANDA GÜLMEKTEN KUSMAK ÜZEREYİM!
ben bu anektodu bilmiyordum.
Yorum Gönder