bana bir rahat nefes aldırmıyorlar.
6.5 senenin ardından okuldan mezun olmuşum, staj adı altında günde (8 saat eksi 1.5 saat öğle tatili eşittir) 6.5 saat yayıyorum. bak keyfine zeynep diyorum, yok, olmuyor.
kestirme olsun diye kanyon'dan geçiyorum. şu x-ray tünelinin orada bir gerginlik başlıyor. insanlar kıpır kıpır. nasıl yapsalar da bir öndekinin önüne geçseler, çantasını onun çantasının önüne koysalar?
bu küçük hesaptan kazanacakları 4 saniyeyle kim bilir hangi önemli işi başaracak, hani atomu bölecekler?
yalnızca ortada uyulması gereken bir kural ya da beklenmesi gereken bir sıra olduğunda insanların karşı çıkacağı, sorgulayacağı tutuyor.
sonra ben sinirleniyor ama sakin olmaya çalışıyorum.
ruh ve sinir sağlığım adına çok uzun zamandır haber izlememeye çalışıyorum. ancak dün akşam ana haber saatleri esnasında televizyonu açma gafletinde bulundum. açmaz olaydım.
bülent a. denilen az bıyıklı, şerrrefsiz yavşak, sen kimsin ki "borcumu ödeyemiyorum" diyen çiftçiye, KALK AYAĞA, KAALK! diye bağırma cüretini kendinde buluyorsun?
asıl o odadaki basiretsiz, şerrrefsiz, az bıyıklı ve/veya sözde liberal kalabalık; bülent mollanız, 65 yaşındaki çiftçiye bağırıp azarladıktan, YALANCISIN diye bağırdıktan sonra neyi alkışlıyorsunuz?
yok, sakin olamıyorum.
ankara'da içki sattığı için vandallar tarafından boğazına bıçak dayanan, dayak yiyen ve dükkanı yerle bir edilen adamın haberini de hemen ardından gördüm. görmez olaydım.
bahsedilen yer, turan güneş bulvarı. yani cumhurbaşkanlığı köşkünden başlayıp, yıldız'a, oradan da or-an'a uzanan o uzun, geniş bulvar.
ben yıllarca yıldız'da yaşadım. o bulvardan aşağı okula yürüdüm, yukarı eve yürüdüm, angora'dan pasta aldım, büfelerden içki aldım, botanikte içip sarhoş olduk, sonra oradan yukarı eve yürüdüm.
ve şimdi oradaki bir bakkalda içki aldıkları için hırpalanan genç kızların, sattığı için ölümle tehdit edilen bakkalın haberini duyduğumda, oradan belki ben de içki aldığım için olsa gerek, kan beynime sıçrıyor.
güvenlik kamerasında depoya saklanan kızı gördüğümde yok, imkanı yok sakin olamıyorum.
meme kanserine dikkat çekmek için ünlü ve duyarlı kadınların objektif karşısına geçtiğini öğrenip hatta fotoğraflarına baktıktan sonra, ertesi gün manşetlerde "meme vakfı bunu sahiplenmiyor, boşuna soyunmuşlar" gibi şeyler okuduğumda çok sinirleniyorum. yine sakin olamıyorum.
her ramazanda, yüzlerce insanın sanki hayatlarında ilk defa ramazanla karşılaşmış gibi saçma sapan sorular sormasına da önceleri gülüyordum ama artık pek de komik bulamıyorum.
yahu 751 yılındaki talas savaşının ardından türkler arasında -çoğunlukla siyasi sebeplerden dolayı- kitleler halinde islamiyet kabul edildi. yani nereden baksan 1250 yıldan fazla olmuş. hâlâ daha öğrenemedin mi oruç nedir, bayram kimdir? kolektif salaklık karşısında da sakin olmam mümkün olmuyor.
ama aslında şeker gibi bir insanım, gerçekten.
(*) google reader'ı her açtığımda deryik'in "aslında zor değil" başlığını görünce içimden kendi kendime söylediğim cümledir.
23 Eylül 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

6 yorum:
Bir öfke metnine süper diyebilmek kadar acı ama gerçek birşey yok.
Hakikaten zor aslında. Aynı haberleri biz de izledik evde küfürler içerisinde. O öküz, andaval, şerefsiz, yüzsüz mahlukat sürüsünü her gördüğümde sinirlerim nasıl tepeme çıkıyor, nasıl ağızlarını burunlarını kırmak istiyorum anlatamam.
Ve ne yazık ki bu haberler hergün karşımıza çıkıyor.
Bu adamların hepsi birden neden ölmez ki?
hayat öyle boktanlaşıyor ki her geçen gün, insanın asabının bozulmaması elde değil, neyse ki akıl hastanesinde geçiyor her günüm.
adamın biri yükünü taşırken sakatlanan atını yolun ortasında bırakıp gidiyor, hayvancağız günlerce aç susuz yaralı yatıyor yolun kenarında, birisi de gelip yardım etmiyor. nasıl geçip gidebilir insan acı çeken bir canlının yanından. okurken bile kuduruyorum sinirden.
neyse ki bir grup ilkokul öğrencisi oralardan geçiyor, hayvancağıza su veriyorlar, yardım çağırıyorlar.
ne varsa çocuklarda var zaten, böyle çocuklar büyük olacak bir gün deyip teselli buluyorum. züğürt tesellisi işte, ne yaparsın..
kendimi telkin cümlesi o..şşş.. :)
peki hiç mi güzel bir şey olmuyor bu ülkede? yavru kediyi besleyen köpek filan.
femme noir, yazarken bir şeyi unuttuğumu biliyordum ama ne olduğunu bir türlü hatırlayamamamıştım. at, hatta atlar.
bahsettiğin olayın yanı sıra bir atcağız daha, bir başka aşşşağılık herif yüzünden can çekişerek ölmüştü.
film çekeceğiz diye atı kamyonetin arkasından sürükleyen hatta -eksik olmasın- acı çekip bağırmasın diye iğne yapıp bayıltan gani şavata'nın da aynı usulle olmak suretiyle idam edilmesini ilgili makamlardan talep edecektim.
Yorum Gönder