
merhaba gençler,
bu hafta bizi tüm sinir bozuculuğuyla pelin selamlıyor. haberin görüntüsünü kaydettiğimden beri birkaç gün geçti, her elim gittiğinde derin nefes alıp içimden "yoga, meditasyon, buddha, mahatma gandhi... yoga, meditasyon, buddha, mahatma gandhi..." falan diye mırıldandım ama işe yaramadı.
sanırım doğu felsefesini tam olarak kavrayamamışım.
eminim pelin bana bu konuda yardımcı olabilirdi.
ama benim onun gibi bir arkadaşım olsa, o gül yanaklarını günde en az üç posta tokatlayacağımdan buna fırsatımız olur muydu, bilemiyorum.
bonjuğ, ben büyükelçi kızıyım, babamın görevi dolayısıyla o kadar çok gördüm geçirdim ki, kendimi en iyi ingilizce ifade edebiyorum. üst dudağım yok. o yüzden et yiyemiyorum. ama bitki çayı ve brokoliyle besleniyorum. en iyi arkadaşım harun kolçak. birbirimize sebze çorbası tarifleri veriyoruz. zaten eşcinselleri çok severim. bir kadının en iyi arkadaşı eşcinsellerdir, candır onlar. memelerimi açtığıma bakmayın, aslında çok ama çok akıllıyım. boğaziçinde tarih okuyorum. ki bu innnanılmaz akıl ve zeka gerektiren bir uğraş. bu sebepten kendime entelektüel konularda güvenim o kadar tam ki, her tartışma programıma etime butuma aklıma dahi bakmadan koşa koşa gidiyorum ve cümleler kuruyorum. kurduğum cümleler şunlar: "özal, 80 sonrası gençliği, apolitik, darbeye karşıyım, sıtatüsko, pozitif enerji, eflatun demiş ki, mor ve ötesine bayılırım, nükleere hayır, mardin çok büyülü, inandığım bir güç var, ingilizce şiir yazarım."
elbette sevdiğim et y(iy)emeyen insanlar var ama genel olarak vejetaryenlere şüpheyle yaklaşırım. bunun en önemli kanıtı -belki de müsebbibleri- pelin batu ve harun kolçaktır.
tanıdığım tüm sıkıcı insanlar et yemiyor değiller ama tanıdığım tüm et-yemezler sıkıcı insanlardır. mizah duygusu ve et arasında pozitif korelasyon olduğu hissindeyim.
bu, ben fakirin yüzeysel hayat görüşlerinden yalnızca biri.
aksini ateşle savunmayınız, bu neandertal'e gülünüz geçiniz. mağaradan henüz çıktım, şaşkınım.
björk ve björk severler hakkında da bazı görüşlerim var ama birleşip beni migrosa falan et almaya giderken yakalayıp tartaklarlar diye korkuyorum açıkçası.
teke tek gelecekseniz tamam ama jiu-jitsu'm tahmin edilebileceği gibi, o kadar da ileri değil. (bakınız ilk paragraftaki uzak doğu felsefesi algısı)
migros demişken, kasap reyonunda bir kuzu but isteyip, görevliden kemiğini çıkartmasını rica edin. eve gelip tuzla biraz ovup, birkaç tane karabiber sokuşturun. çelik tencerenin altını çok kısık yakıp, başka hiçbir şey koymadan eti pişirin.
buyrun size tandır.
sadece keçi peyniriyle hayat geçmez,
pelincim seni öpüyorum, inşallah eflatun'un cümlesi seni nereye çektiyse orada kalır geri dönmezsin. orada harun kolçak'la çiftleşir ve dünyaya bolca lahana ve brokoli getirirsiniz.
